Tedaviler

Çocuk Göz Sağlığı

Çocuk Göz Sağlığı

Çocuklarda genel sağlık kontrolünün dışında ayrıca göz sağlığı içinde belli dönemlerde tetkik ve taramaların yapılması gerekmektedir. Çocukta ya da bebekte göz rahatsızlığından şüpheleniliyorsa herhangi bir süre beklemeden göz doktoruna başvurulmalıdır.
Çocuk ya da bebeklerde aşağıda belirtilen durumlardan biri ya da birkaç tanesi söz konusu ise mutlaka göz doktoruna gidilmelidir;
Bir gözü kısma ya da kapatma,
Göz bebeğinde renk değişimi,
Başı yana eğerek bakma,
Gözleri sık sık ovma ya da kaşıma,
Bir veya iki gözün içe ya da dışa kayması,
Prematüre(erken doğum),

Ailede kalıtsal olarak göz tembelliği teşhis edilmesi,
Ailede kalıtsal göz bozuklukları.
Çocuklarda sıklıkla görülen rahatsızlıklar; Görme kusurları(miyop, hipermetrop, astigmat), şaşılık, göz tembelliği, doğuştan katarakt, doğuştan göz tansiyonu(glokom), doğuştan göz yaşı tıkanıklığı, doğuştan anomaliler, göz tümörleri şeklinde gözlemlenmektedir.  
BEBEKTE GÖZYAŞI KANALI TIKANIKLIĞI
Yeni doğan bebeğin bir veya her iki gözünde sürekli sulanma ve çapaklanma görülürse, göz yaşı kanallarının doğuştan tıkalı olabileceği düşünülerek bir göz doktoruna başvurulmalıdır. Teşhis doğrulanırsa doktor önce göz yaşı kesesine masaj yapılmasını ve bazı göz damlalarının kullanılmasını tavsiye edecek, sulanma ve çapaklanma düzelmediğinde ise narkoz altında göz yaşı kanalının açılmasını önerecektir. Doğuştan göz yaşı kanalı tıkanıklığı, bebek 18 aylık olmadan önce tedavi edilmelidir. Çünkü 18 aylıktan önce basit bir girişimle düzeltilebilen bu problem için ileri yaşlarda ameliyat gerekli olmaktadır.
DOĞUŞTAN KATARAKT
Yeni doğan bebeğin gözbebeğinde beyazlık görüldüğünde, hemen doktora başvurulmalıdır. Bu durum, çoğunlukla doğuştan kataraktın belirtisidir; tek gözde veya her iki gözde olabilir ve ameliyatı gerektiren bir durumdur. Yine gözbebeğinde beyazlık veya parlama ile ortaya çıkan ve bebeklerde görülen bir göziçi tümörü de mevcuttur. Bu durum da acil olarak doktora başvurmayı gerektiren önemli bir hastalıktır.
DOĞUŞTAN GLOKOM (GÖZ TANSİYONU)
Yeni doğanlarda görülen önemli bir hastalık da, doğuştan glokomdur (göz tansiyonu yüksekliği). Bu hastalık başlangıçta bir belirti vermediği halde ilerledikçe bebeğin gözünün irileştiği, büyüdüğü dikkat çeker, ayrıca ışığa bakamama sulanma gibi belirtiler de tabloya eklenir. Tedavi edilmediği takdirde hastalığın ilerleyen dönemlerinde, gözün saydam tabakasının zamanla bulanıklaştığı ve giderek beyazlaştığı görülür. Bu durumda bebek, giderek görmesini kaybedecektir. Hastalık başlangıç döneminde teşhis edildiğinde, yapılacak ameliyatla göz tansiyonu düşecek ve görme kaybı önlenecektir. Fakat doğuştan glokomlu bebeklerde, ameliyattan bir süre sonra göz tansiyonu tekrar yükselebilir ve tekrar ameliyat gerekebilir. Bebeklerde görülen glokom, erişkinlerde görülen glokoma göre daha inatçı bir glokom türü olup bazen birkaç ameliyat bile gerekebilir.
 

Devamı
Renk Körlüğü

Renk Körlüğü

Renk körlüğü, gözün görme merkezinde pigment molekülünün bulunmaması ya da az sayıda bulunmasından dolayı oluşan görme bozukluğudur. Renk körlüğü, doğuştan var olan kalıtsal bir durum olduğu gibi, sonradan optik sinir ve retina hasarından dolayı da oluşabilmektedir. Genellikle erkeklerde daha sık görülen kalıtsal bir durumdur. Retina hasarından dolayı oluşan renk körlüğü, kalıtsal ren körlüğüne nazaran farklıdır.
Renk körlüğü, halk arasında bilinen şekli ile renkleri görememek değildir. Farklı renkleri ve gölgeleri algılamaktaki bozukluktur.  Aynı renk tonlarını ayırt etmekte güçlük yaşanacağı gibi, hiçbir rengi ayırt edemeyecek kadar da şiddetli seyreden şekli de bulunmaktadır. Kalıtsal renk körlüğünde, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renkler aynı biçimde algılanmaktadır. Kalıtsal renk körlüğü doğuştan gelen bir durum olduğu için, zamanla bireyin renk seçim yeteneği de farklı şekilde gelişmektedir.   
Renk Körlüğü Nasıl Teşhis Edilir?
Algı kusuru olarak da tanımlanan renk körlüğü, kalıtsal olması durumunda çocuk yaşlarda yapılan tarama ve tetkiklerle ortaya çıkmaktadır. Sonradan oluşan deformasyonlar bireyin rutin görme ve renk algılamasında oluşan bozukluk ile tespit edilmektedir. Kalıtsal renk körlüğü, özel klinik ya da hastanelerde Göz Doktoru tarafından teşhis edilmektedir.
Renk Körlüğü Tedavi Edilir Mi?
Kalıtsal renk körlüğü maalesef tedavi edilememektedir. Görme merkezinde yaşanan deformasyon ve sinirlerin zayıflaması sebebi ile ortaya çıkan renk körlüğü ise, belli ölçüde tedavi edilebilir bir durumdur. Bu tür renk körlüğü olan hastalarda göz bozuklukları da mevcut olduğu için Göz Doktorunun belirleyeceği yöntemler ile tedavi sağlanabilmektedir. Kalıtsal ya da sonradan edinilmiş renk körlüğü için geniş çaplı bir muayene ve tetkik yapılması bireyin yaşam kalitesi için önemlidir. BU sebeple uzman bir Göz Doktoruna danışılması esastır.

Devamı
Piterjium(Kuş Kanadı Hastalığı)

Piterjium(Kuş Kanadı Hastalığı)

Gözde et büyümesi olarak da bilinen pterjium, konjonktivanın genellikle nazal(burun) tarafında, üçgen kanat biçiminde, kornea üzerinde büyüyen kabarık görünümlü doku oluşmasıdır. Hastanın gözlerinde, yanma, kızarıklık, batma ve sulanma gibi rahatsızlık belirtileri ile ortaya çıkmaktadır. İlerleyen vakalarda görme keskinliğinde azalma ve ışık yansımaları gibi bireyin yaşam kalitesini etkileyecek şikayetlere de neden olmaktadır. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkması ile birlikte giderek artan bir rahatsızlıktır.
Pterjium, kalıtsal nedenler, gözyaşı tabakasında değişiklik, A vitamini eksikliği, ultraviyole ışınları, enfeksiyonlar, göz travmaları, göz rengi, yaşam koşulları, iklim gibi sebeplerden bir ya da birkaçına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle bazı meslek gruplarında meslek hastalığı olarak addedilmektedir.
Tedavisi Nedir?
Pterjium hastalığının tedavisi cerrahi eksizyondur.  Fakat basit bir operasyon gibi görünen işlem, çok yönlü olarak gelişmektedir. Pterjium yani et parçasının konjonktivadan çıkarılması yeterli olmamaktadır. Et parçasının çıkarıldığı bölge greft ile kapatılmalıdır. Çünkü bu rahatsızlık tekrarı olabilecek bir yapıya sahiptir. Lokal anestezi uygulanarak gerçekleştirilen işlem, kornea üzerinde büyüyen dokunun cihaz yardımı ile temizlenmektedir. Eriyen dikiş ipleri kullanılarak hastanın ameliyat sonrası doğal bir süreçle iyileşmesi beklenir.
Pterjium Ameliyatı Sonrası Nelere Dikkat Edilmelidir?
Kısa süren bir operasyon olsa da, iyileşme süreci ve etkileri 1 ay kadar devam edebilmektedir. Ameliyatın ertesinde 2 gün süren batma hissi ve 1 aylık süreçte de kızarıklık devam etmektedir. Hasta göz doktorunun tavsiyelerine uyarak süreci rahat bir şekilde atlatabilmektedir. Güneşe maruz kalmamak, 6 ayda bir göz doktoruna rutin muayeneye gitmek ve gözü enfeksiyonlara karşı maksimum düzeyde korumak gerekmektedir.
Bahsi geçen şekilde bir göz rahatsızlığında en kısa sürede göz doktoruna muayene olunması çok önemlidir.

Devamı
Konjonktivit

Konjonktivit

Konjonktiva, gözün dışını çevreleyen ve en aktif yapıya sahip olan immün dokudur. Dokunun herhangi bir şekilde iltihaplanması durumuna da konjonktivit adı verilmektedir. Alerjik durumların en sık görüldüğü organ gözdür. Hassas bir yapıya sahip olan göz, dış etkenlerden ya da vücut yapısında oluşan herhangi bir rahatsızlığın en kolay etkilendiği organdır. Gözü oluşturan tabakalardan biri olan konjonktiva da göz yapısında en hassas bölgedir. Açık ve saydam bir yapıya sahip olan bu tabaka, çevresel alerjenlere ve mikroorganizmalara karşı gözü koruyucu bir yapıya sahiptir.  
Konjonktivit, hastanın yaşı, hastalığın tek ya da çift taraflı olması, genetik yapı, kontakt lens kullanımı ve yaşam koşulları göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Sıklıkla görülen vakalar, alerjen sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan konjonktivittir. Klinik olarak değerlendirildiğinde, akut ve alerjik konjonktivit çeşitleri de görülmektedir.
Konjonktivit Belirtileri Nelerdir?
-Tek ya da çift taraflı olarak gözlerde yoğun kızarıklık,
-Genel olarak gözlerde kaşıntı,
-Batma, yanma ve ağrı hissi (rahatsızlığın ilerlemesine bağlı olarak),
-Göz ya da gözlerde sulanma ve ödem oluşması şeklinde seyreden şikayetlerle ortaya çıkmaktadır.
Konjonktivit Çeşitleri Nelerdir?
Alerjik Konjonktivit: Mevsim geçişlerinde görülen ve halk arasında göz nezlesi olarak da bilinen konjonktivit türüdür. Göze temas eden maddeler nedeni ile de ortaya çıkabilmektedir. Her iki gözde de ortaya çıkabilmektedir.
Viral Konjonktivit: Üst solunum yolları enfeksiyonları ile ilişkili olarak ortaya çıkabilen bir rahatsızlıktır. Tek taraflı olarak görülür ve bulaşıcıdır. Rahatsızlığın seyrine ve tedavi edilmemesine bağlı olarak iki göze de yayılabilmektedir.
Bakteriyel Konjonktivit: Deride ya da sindirim sisteminde görülen bakterilerden dolayı ortaya çıkma durumu vardır. Kişisel hijyen, yaşam koşulları, fiziksel temas gibi sebepler yolu ile de ortaya çıkmaktadır. Her iki gözde de görülebilmektedir.
 
Konjonktivit Tedavisi Nedir?
Her rahatsızlıkta olduğu gibi, erken tanı ve tedavi konjonjtivitte de önemlidir. Belirtilerden bir ya da birkaçının görüldüğü hastaların en kısa sürede göz doktoruna giderek muayene olması önerilir. Göz doktorunun, konjonktivitin türünü ve gelişimini belirlemesi tedavi yöntemini de etkilemektedir. Genellikle ilaç tedavisi kullanılan rahatsızlık, kişisel hijyene ve yaşam koşullarına dikkat ederek kontrol altına alınmaktadır. Göz doktorunun vereceği tavsiyelere uymak ve düzenli muayeneye gitmek de olası ciddi rahatsızlıklara karşı koruyucu rol oynamaktadır.

Koruma 
Bakteriyel ve viral enfeksiyonlar kolayca ve süratle yayıldığı için bunları önlemenin en uygun yolu sağlık kurallarına dikkat etmektir. Enfeksiyon teşhis edildikten sonra aşağıdaki öneriler yararlı olabilir.
1.Ellerinizi gözünüzden uzak tutun.
2.Ellerinizi sık sık yıkayın.
3.Havlu ve banyo takımınızı her gün değiştirin.
4.Giyim eşyalarınızı her giyişinizde yıkayın.
5.Yastık kılıfını her gece değiştirin.
6.Göz makyaj malzemelerini, özellikle rimeli birkaç ay kullandıktan sonra atın.
7.Başkalarının göz makyaj malzemelerini kullanmayın.
8.Başkalarının havlusunu ve mendilini kullanmayın.

Op.Dr. Hilmi Çuhadaroğlu

Devamı
Ptozis (Göz Kapağı Düşüklüğü)

Ptozis (Göz Kapağı Düşüklüğü)

Göz kapakları, gözyaşı tabakasının göz yüzeyine eşit olarak ve düzgün şekilde dağılmasını sağlamaktadır. Görme işlevinin sağlanabilmesi için, göz içi yapısının sağlıklı olması kadar çevresinde bulunan dokuların da sağlıklı olması gerekmektedir. Ptozis, terminolojik olarak sarkma anlamına gelen bir kelimedir. Vücuttaki herhangi bir organın normal şeklinin değişmesi ve sarkması durumuna verilen addır. Blefaroptozis olarak adlandırılan göz hastalığı, çeşitli sebeplere bağlı olarak göz kapağı ya da kapaklarında düşüklük yaşanmasıdır.
Göz kapağı düşüklüğü, farklı sebeplerden dolayı ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Hastalığın tanısı ve altında yatan sebebin bulunması tedaviyi de belirleyen unsurlardır. Ptozis, cerrahi müdahale ile tedavi edilen bir rahatsızlıktır. Ptozis tanısı koyulurken, hastanın öyküsü göz önünde bulundurulmalıdır. Ne kadar süredir var olduğu ve ne kadar sürede geliştiği tedavi için önemli ayrıntılardır. 

Blefaroptozis iki şekilde incelenmektedir;

1) Doğumsal ptozis

2) Edinilmiş ptozis.

Doğumsal ptozisde üst gözkapağının kaldırıcı kasında bir gelişme bozukluğu vardır.  Aynı bozukluk, göz küresini yukarı baktıran “Üst rektus” kasında da olabilir. Bu durumda hem gözkapağı hem de göz küresinin kendisi aşağı doğru düşük olur.Edinilmiş ptozisleri yaratan nedenleri şöyle özetleyebiliriz. Göz kapağında oluşan bir iltihap, apse ya da ödem kapağı ağırlaştırıp ptozise yol açabilir. Üst gözkapağının kaldırıcı kasının oynatıcı siniri olan “Okulomotor siniri”nde (3. kafa siniri] olan bir felç de ptozise yol açabilir. “Miastenia gravis” denilen sinir sistemi hastalığında kaslarda oluşan güçsüzlük % 95 vakada kendisini ilk önce üst gözkapağında göstermekte ve ptozis gelişmektedir. Doğumsal ptoziste gözkapaklan gözbebeğini kısmen kapatıyorsa, çocuk görebilmek için alın kaslarını kasarak gözkapağım yukarı kaldırmaya çalışır. Bu durumda çocuğun alnının kırışık olduğu görülür. Ptozisin tedavisi, etkene ve bozukluğun ağırlığına göre değişmektedir.

Söz konusu rahatsızlık için mutlaka uzman göz doktoruna başvurulmalıdır. 

Devamı
Göz Tembelliği (Ambliyopi)

Göz Tembelliği (Ambliyopi)

Tıpta ambliyopi olarak adlandırılan göz tembelliği, her iki gözde birden veya gözlerden birindeki görme keskinliğinde %20 ya da daha fazla azalma olmasıdır. Göz tembelliğinin doğuştan olma ihtimali yüksektir.
Tembellik, doğuştan görülebilen göz hastalıklarına ve travmaya bağlı olarak ya da genetik sebeplerle gelişebilir. Ailesinde göz tembelliği ve/veya şaşılık görülen kişilerin erken yaşta göz muayenesi olmasında fayda vardır. Göz tembelliğinin oluşumunun en önemli etkeni şaşılıktır.

Göz tembelliği olan kişiler ince detaylar gerektiren işleri yapmakta zorlanır. Bu durum bazen gözden kaçırılabilmektedir. Göz tembelliği tanısı için göz doktorunun muayenesi şarttır. Muayene sonucunda gözünüze en uygun tedavi yöntemi göz doktoru tarafından belirlenir.

Tembel göz, erken çocuklukta normal görüşün gelişmediği, yapısı normal görünse de, gözlük veya kontak lenslerle bile az görme sorunu yaşayan gözdür. Çocukluk döneminde göz tembelliğinin ortaya çıkmasının başlıca nedenleri, şaşılık ve anizometropii, yani bir gözün diğerine göre aşırı miyop veya aşırı hipermetrop olmasıdır. 

Nörovizyon göz tembelliğinde etkisi kanıtlanmış FDA onaylı bir tedavi yöntemidir. Tedavi, bilgisayar sistemine yüklenen bir program sayesinde doktor kontrolünde yapılmaktadır. Göz yapısı uygun bulunan 9-55 yaş arasındaki kişilere uygulanan bu tedavi, bilgisayar teknolojisi ile beyine görmeyi yeniden öğretiyor ve bu yöntemle görmede artış sağlanması hedefleniyor.

Devamı
Gözyaşı Yolları Kanal Tıkanıklığı

Gözyaşı Yolları Kanal Tıkanıklığı

Gözyaşı kanalları, boşaltım ve salgılama işlevlerini gerçekleştiren, görme işlevinde önemli rolü bulunan kısımlardan biridir. Gözyaşı, oküler yapının beslenmesi dışında, immun savunması ve yara iyileşmesi gibi hayati önem taşıyan bileşenlerden meydana gelmektedir. Gözyaşının işlevlerini sayacak olursak;
    -Film tabakasının oküler yüzeydeki dağılımını sağlar.
    -Zararlı maddelerin ve mikroorganizmaların gözde barınmasına engel olur.
    -Göz yüzeyinin mercek bütünlüğünü koruyarak, görüş keskinliğini sağlar.
Gözyaşı kesesinde ya da kanallarında oluşan herhangi bir rahatsızlık, ağrı, batma, kızarıklık ve ödem gibi şikayetleri de beraberinde getirmektedir. Bu tür rahatsızlıklar genellikle nazolakrimal kanal yani gözyaşı salgılanmasını sağlayan kanallarda tıkanma sebebi ile ortaya çıkmaktadır. Gözyaşı kanallarında oluşan tıkanıklık çocuklarda ve yetişkinlerde farklı şekilde görülmektedir.
Yeni doğmuş bebeklerin önemli bir kısmında doğuştan gözyaşı kanalları tıkalıdır. Fakat birkaç hafta içinde çoğu bebekte kendiliğinden açılır. İlk 12 ayın sonunda yüzde doksanından fazlasında kanallar kendiliğinden açılmış olacaktır. Kanalı tıkalı çocuklarda sürekli sulanma ve ara sıra da çapaklanma ve yapışma görülür. Bu çapaklanma dönemlerinde ilaçla tedavi gerekir. Bunun dışında yapılacak en önemli tedavi, göz yaşı kesesinin üzerine doğru uygulanacak masajdır. Bir yaşına kadar masajla tedavi sağlanamazsa ameliyat (sonda uygulaması), yine açılmıyorsa dört yaşında tekrar ameliyat gerekebilir.
Daha önce sorunu olamayan sağlıklı orta ve ileri yaş yetişkinlerde de göz yaşı kanalları tıkanabilir. Başlangıçta sulanma şikayetiyle başlayıp sonraları çapaklanma, batma, şişme şikayetleri gelişebilir. Bu dönemde ki kanal tıkanıklıklarında tek tedavi yöntemi ameliyattır.

 

Devamı
Keratit

Keratit

Keratit, kornea(gözün en ön kısmında bulunan saydam tabakası) üzerinde oluşan enfeksiyon türüdür. Bu rahatsızlık yaygın şekilde görülebilmektedir. Genellikle dış etkenler sebebi ile oluşmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde kornea ülseri, görme kaybı hatta körlük derecesine varan ciddi sonuçları olabilmektedir.
Keratit erken tanıda tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Mikroorganizmaların sebep olduğu rahatsızlık, doğal su kaynaklarında, deniz suyunda, içme sularında, toprakta, havada, yüzme havuzlarında, kontakt lens solüsyonlarında görülebilmektedir. En sık görülen keratit vakaları kontakt lens kullananlarda ortaya çıkmaktadır. Uzun süreli lens kullanımlarında, lens saklama kabı ve solüsyonların gerektiği şekilde kullanılmaması bu enfeksiyonun oluşmasında etkili olmaktadır.  
Keratit, neden olan mikroorganizmaya göre; Bakteriyel keratit, viral keratit ve fungal keratir olarak incelenmektedir. Bu çeşitler aynı zamanda belirtileri ve bulguları da farklılaştırmaktadır. Genel olarak keratit ile birlikte, göz çevresinde ağrı, bulanık görme, kızarıklık, sulanma, çapaklanma ve ışığa duyarlılık gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Fakat bu belirtiler erken dönem tanılarda görülmektedir. Vakanın ilerlemesi ile birlikte şikayetler de şiddetlenmektedir. Görme keskinliğinin azalması ve ağrı hissi daha ciddi boyutlarda seyredebilmektedir.
Tedavi:
Etkene yönelik olarak antibiyotikler, antifungal (mantarlara karşı kullanılan ilaçlar) damlalar veya antiviral göz pomadları kullanılır. Bakteriyel keratitte başlangıçta geniş spektrumlu antibiyotiklerle (fazla sayıda bakteriye etki edebilen antibiyotikler) tedaviye başlanır, etken kültür ile belirlendikten sonra tedavi değiştirilebilir. Hasta, enfeksiyon tedavi edilene kadar kontakt lens kullanmamalıdır.
Keratitli hastanın; görmeyi tehdit eden çok ağır enfeksiyonu varsa, hastanın tedaviye uyumu iyi değilse veya damlalarını uygun sıklıkta uygulayamayacak ise, sistemik (ağızdan ya da damar yoluyla)antibiyotik tedavisi gerekiyor ise hastaneye yatırılması uygun olur.
Keratit tedavisinde gecikme göz yüzeyinde (korneada) kalıcı leke ve görme kaybına yol açar. Kalıcı lekenin önlenmesi için erken tedavi çok önemlidir. Leke kalan durumlarda tedavide excimer lazer veya kornea nakli (keratoplasti) gerekebilir.

 

Devamı
Keratokonus

Keratokonus

Keratokonus, korneanın sivrileşmesi ya da öne doğru bombe oluşturması ve incelmesi durumudur.  Her iki gözde de oluşabilen ve ilerleyici bir hastalık türüdür. Kornea, göz yapısında göze gelen ışığın kırılmasını sağlayan kısımdır. Keratokonus oluşması ile birlikte görme yetisinde zayıflamalar ve ışığa duyarlılık gibi durumlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle hasta, gözlük ya da lens kullanmasına rağmen görüşünde azalma yaşaması keratokonus rahatsızlığının belirtilerindendir.
Keratokonus rahatsızlığı genellikle genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fakat bazı hastalarda çevresel faktörlere bağlı olarak, gözleri çok yoğun şekilde kaşımaktan dolayı da ortaya çıkabilmektedir.
Keratokonus rahatsızlığında diğer rahatsızlıklarda olduğu gibi erken tanı ve tedavi oldukça önemlidir. CCL( Corneal Cross Linking) adı verilen çapraz bağlantı yöntemi kullanılarak tedavi uygulanmaktadır. Fakat tedavinin uygulanabilmesi için kornea kalınlığının en az 400 mikron kalınlığında olması gerekmektedir. Bu tedaviden önce Keratokonus tanısı konulan hastanın, kornea kalınlığı ve tapografik ölçümleri yapılmalıdır.
Cerrahi ya da cerrahi dışı tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Kaşıntı, görme yetisinde ilerleyen azalma gibi durumlarda göz doktoruna acilen başvurulmalıdır. Özelikle genç bireylerde sıklıkla görülen rahatsızlıkta erken tanı çok önemlidir. 

Devamı
Kırılma Kusurları (Excimer Laser)

Kırılma Kusurları (Excimer Laser)

Excimer Laser, arf gazı kullanılarak 193 nm dalga boyunda ultraviole ışık üreten ve korneada yapılmasıgereken düzeltmeye göre ışını kontrol eden, içinde gelişmiş bir bilgisayar bulunan lazer cihazıdır.
Üretilen ışık, kornea dokusunun molekülleri arasında karbon bağlarını çözerek, istenilen miktarda kornea dokusunu ortadan kaldırır ve korneaya yeni şekil verir. Böylece göze gelen ışınların retinada odaklanmasını sağlayarak, kırma kusurlarını (miyop, hipermetrop ve astigmat) düzeltir.

Amerikan Sağlık Dairesi’nin (FDA) onayı bulunan Excimer Laser, 1990 yılından beri tüm dünyada yaygın olarak gözde kırma kusurları tedavisinde kullanılmaktadır.

Excimer Laser kimlere uygulanır?

Miyopi: 12 dioptriye kadar,
Hipermetropi: +5 dioptriye kadar,
Astigmatizma: +5 dioptriye kadar.

Miyopi

Göze gelen ışınlar retinanın önünde odaklanır ve uzaktaki cisimler yakındakilere göre daha bulanık görünür. Buna “miyopi” denir. Miyopinin sebebi, ya gözün ön arka uzunluğunun ya da kornea kırıcılığının gerekenden fazla olmasıdır. Excimer Laser ile korneaya yeni bir şekil vererek göze gelen ışınların retinada odaklanması sağlanmaktadır.

Hipermetropi

Gözün ön arka uzunluğunun normalden kısa olması, kornea kırıcılığının az olması ya da her ikisinin bir arada olması nedeniyle, göze gelen ışınlar retinanın arkasında odaklanır. Böylece yakındaki cisimleri net göremeyiz. Bu durumun da aynı şekilde lazer ile tedavisi mümkündür.

Astigmatizma

Astigmatizma, çoğu kez korneadaki şekil bozukluğuna bağlıdır. Göze gelen ışınlar retinanın uzağında farklı noktalarda odaklanır ve hem yakındaki hem de uzaktaki cisimler net görülmez. Astigmatizmada da korneaya Excimer Laser ile yeni şekil verilerek görüntünün retinada odaklanması sağlanmaktadır.

Devamı
Şaşılık

Şaşılık

Şaşılık yani tıbbi adı ile strabismus, iki gözün aynı noktaya aynı anda bakamaması veya odaklanamamasıdır. Her yaşta ortaya çıkabilen bir rahatsızlıktır. Bu sebeple çocukların doğuştan itibaren göz muayenesine getirilmesi, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek ciddi durumların önlenmesini sağlamaktadır. Şaşılığın temelinde göz kaslarında oluşan sorunlar bulunmaktadır. Göz yapısı toplam 6 adet kastan oluşmaktadır. Kaslar gözlerin uyumlu şekilde ve aynı paralellikte hareket etmelerini, odaklanmalarını sağlar. Kaslardan biri ya da birkaçında oluşan problemler göz kaymasına neden olmaktadır.
Bebeklerde doğumdan sonra ilk 3 ay içerisinde görülen göz kayması doğaldır. Bu süreçte görme yetisi ve gözleri algılama henüz gelişmemiştir. Fakat 3 aylık süreçten sonra devamlılık gösteren göz kaymalarında muayene edilmesi gerekmektedir.
 

Şaşılığın sebepleri 

Şaşılık nedenleri arasında birçok etken söz konusudur. Hamileliğin nasıl geçtiği, doğumun problemli olup olmadığı, çocuğun gelişimi, geçirdiği hastalıklar şaşılık için risk faktörü oluşturabilir. Şaşılık için genetik yatkınlık söz konusudur yani ailede gözünde kayma olan varsa ortaya çıkma şansı daha fazladır.

Çocukluk döneminde yani 2 yaşından sonra görülen şaşılıklarda genellikle neden kırma kusurudur. Yatkınlığı olan bir çocukta gözdeki kayma ateşli bir hastalık veya bir travma (düşme, ameliyatlar, kazalar) sonrası başlayabilir.

Göz kaslarımızın hareketini yöneten merkez beyindedir, bu nedenle sinirlerde oluşan felçler de gözde kaymalara neden olur. Geçirilen kazalar, kafa travması, ateşli hastalıklar ve ileri yaşta hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi bazı durumlarda göze gelen sinirlerde felçler oluşabilir. Bu şekilde oluşan şaşılıklarda tedavi felcin kalıcı olup olmamasına bağlı olarak değişebilir. Çocuklarda göz tembelliği, büyük yaş grubunda ise çift görmeye neden olabileceği için mutlaka tedavisi gereklidir.

Şaşılığın belirtileri 

  • Gözde paralelliğin kaybolması
  • Yaşarma
  • Ağrı
  • Baş ağrısı
  • Çift görme
  • Üç boyutlu görüntünün kaybolması
  • Bulanık görme
  • Baş veya yüzün bir yana dönük olması

Bebeklik ve çocukluk döneminde olan kaymaların bir kısmı yalancı kaymalardır. Yalancı kayma, göz kapaklarının ve burun kökünün genişliği ile ortaya çıkan yanıltılıcı bir görünümdür. Bu durumun tam olarak aydınlatılabilmesi için mutlaka bir göz muayenesi yapılmalıdır. Devamlı olarak hep aynı gözün kayması görmenin o gözde daha az olduğunun belirtisidir ve önemlidir. Bu nedenle tek gözünde kayma olan bebek ve çocuklar hemen göz muayenesine götürülmelidir.

Devamı
Retina Dekolmanı

Retina Dekolmanı

Retina Dekolmanı Nedir?
Retina, göz küresinin arka tarafını kaplayan ve görme hücrelerinden oluşan, gözün görme yetisini gerçekleştiren ağ tabakadır. Retina dekolmanı denilen rahatsızlık ise, retinanın en dış katmanı olan pigment epiteli ile ışığa duyarlı( fotoreseptör) katmanları arasında sıvı birikerek sinir katmanının epitelden ayrılması durumudur. Retina dekolmanı, retina bölgesinde görme işlevinin kaybına hatta tam görme kaybına kadar ilerleyebilecek bir rahatsızlıktır.
Rahatsızlık Belirtileri Nelerdir?
- Işık çakmaları
- Gözde yüzen cisimler
- Görme bulanıklığı
- Görüş alanının bir kısmında gölge
Kaç Tip Retina Dekolmanı Vardır?
3 tip retina dekolmanı vardır;
            Yırtıklı Retina Dekolmanı:
En yaygın görülen retina dekolmanıdır. Işık çakmaları ve uçuşan cisimler görülmesi belirtileridir. Retinada   oranında bir yırtık oluşması muhtemeldir. Katarakt ameliyatı geçirmiş olmak, miyopi, genetik durum, travma geçmişi ve hastanın yaşı risk grubunda değerlendirilmesi gereken konulardır.
            Çekintili Retina Dekolmanı:
Retina yüzeyinde ve göz içinde bulunan zarların retina tarafından çekilmesi ile oluşur. Retinada herhangi bir yırtık yoktur. Fakat çekintinin artışı yırtıklı retina dekolmanına dönüşmesine neden olabilir.
            Seröz Retina Dekolmanı:
Tümör ya da damar hastalıkları nedeni ile retinada oluşan dekolmandır. Kan – retina bağlarının bozulması ile retina altına sıvı dolması ve retinanın ayrılmasıdır.
Retina Dekolmanı Nasıl Tedavi Edilir?
Tüm retina dekolmanı tiplerinde tedavi yöntemi cerrahidir. Eğer retina dekolmanı maküla ayrılmadan önce tedavi edilirse belki görme yeteneğiniz kurtarılabilir.
Retina yırtığının henüz dekolman derecesine i1erlemediği durumlarda doktorunuz iki teknikten birini kullanabilir. Sıklıkla, daha fazla dekolmanı önlemek için lazer işlemi yapılır. Fotokoagülasyon olarak bilinen bu proseste, bir lazer ışını retinanın zarar görmüş olan bölgesine yönlendirilir. Tedavi gören bölge o zaman bir skar meydana getirir. Bu da retinanın alttaki dokuya tutulmasını sağlar. Diğer metot kriyopeksinin olarak bilinir ve aşırı soğuktan yararlanır. Gözün, kusuru örten üst bölümüne bir buz sondası uygulanır. Bu skar oluşumuna yol açan bir enfeksiyon meydana getirir. Skar da retinayı alttaki dokuya tutturur.
Fotokoagülasyonun ve kryopeksinin bellibaşlı avantajlarından biri hastaneye yatmadan gerçekleştirilebilmesidir. Fakat retinanız ayrılmışsa daha geniş çaplı ameliyat için hastaneye yatmanız gerekecektir.
Retinanın cerrahi yoldan yerine tekrar tutturulması işlemi genellikle “skleran buckling” denen bir yöntemle skıeranın retinaya doğru itilmesi yoluyla yapılır. Bu prosedürde göz duvarı kavsinin üzerine yerleştirilir (girintili çıkıntılı şekilde). Skıeranın dış yüzeyine ya yumuşak sünger şeklinde veya katı bir parça halinde silikon dikilir. Birkaç yırtık ve delik buunduğu veya yaygın bir ayrılma olduğu zaman sklera destekleri bazen gözün bütün çevresine yerleştirilir.
Bazen vitrözde nedbe dokusu meydana gelir ve retinanın yerine tutturulmasını engeller. Böyle olduğu zaman nebde dokusu cerrahi olarak çıkarılmalı ve “skleral buckling” yapılmalıdır. Bazı komplike vakalarda camsı cismin bulundUğU boşluğa hava veya diğer gazların veya silikonun zerkedilmesi retinayı geriye, göz duvarına (cidarına) doğru itmeye yardımcı olacaktır.
Bu işlemden birkaç gün sonra hastaneden çıkılabilir. Ameliyattan sonraki 3-4 hafta içinde yorucu faaliyetten kaçınılmalıdır.
 

Devamı
Makula Dejenerasyonu

Makula Dejenerasyonu

Yaşa bağlı olarak gelişen görme işlevinin azalması durumudur. Fakat çevresel faktörler ve genetik durum da bu rahatsızlığın ortaya çıkmasında etkili faktörlerdir. Genellikle 50 yaş ve üzeri kişilerde görülmektedir. Görme kaybı; okuma, araba kullanma ve yüz seçebilme gibi görme yetilerini kontrol eden santral retina yani makulada görülen işlev kaybıdır.
Tümüyle tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. Fakat lazer tedavisinde uygulanan teknikler sayesinde, görme kaybının belli bir süre geciktirilmesi mümkün olmaktadır. Makula dejenerasyonunda tanı için santral retinanın incelenmesi gerekmektedir. Genellikle sarı renkli ufak maddelerin makula üzerinde görülmesi dejenerasyonun belirtilerindendir. Bu tanı, henüz görme kaybının gerçekleşmediği erken evrede koyulabilmektedir.
YBMD(Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu), yaşa bağlı olarak genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı bir süreç sonrasında gelişir. Retinayı besleyen damarlardaki bazı dejeneratif süreçler, yangısal unsurların açığa çıkması ve retina dokuları yapısal bileşenlerindeki bir takım değişiklikler sonrası gelişir. Bu değişiklikler sonrasında retina pigment epiteli atrofiye gider ve fotoreseptör hücrelerde kayıp meydana gelir. Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) erken ve geç evre olarak iki aşamaya sahiptir;
Erken evrede makulada, pigmenter değişiklikler ve retina altı dokularda biriken “drusen” adı verilen lipid -yağ- içerikli birikimler vardır, görme keskinliği normaldir.
Geç evre, yaş -eksüdatif- tip veya kuru -atrofik- tip olarak ikiye ayrılır, bu evrede görme kaybı vardır.
YBMD nin bu iki tipi, tedavi ve prognoz açısından farklılık gösterir;
Hastaların yaklaşık %80′inde atrofik tip bulunsa da, görme kaybından %80-90 oranında eksüdatif tip sorumludur. Atrofik tipte görme kaybı yıllar içerisinde gelişir. Atrofik tipte, bulguların başlangıcından yaklaşık 10 yıl sonra görme 0.1 seviyesine iner. Eksüdatif tipte ise görme kaybı daha ani olur. Atrofik tipte, retina pigment epitel ve fotoresptör kaybı vardır; eğer bu değişikliklere, retina altında ve bazen retina içinde yeni damarlar ile birlikte fibrotik oluşumlar eşlik ederse yaş tip YBMD meydana gelir. Görme kaybı ortalama olarak 75 yaşında ortaya çıkmaktadır. Elli yaşından sonra görülme sıklığında doğrusal bir artış olur. Geç tip YBMD (görme hasarı var), 50 yaşının üzerindekilerin %2′sinde, 65 yaşın üzerindekilerin %0.7–1.4′ünde ve 85 yaşından sonra –19 oranında görülür.
 
ilerleyen yaş
aile öyküsü (birinci derecede akrabasında makula dejenerasyonu olanların yaklaşık 1/4′ünde bu hastalık ortaya çıkabilir. Tek yumurta ikizlerinin %89-90′ında, çift yumurta ikizlerinin %46′sında benzer klinik tablo saptanmıştır.)
cinsiyet (Şimdiye kadar bazı çalışmalarda orta şiddetli tipinin kadınlarda daha sık görüldüğü saptansa da daha hafif olguları kapsayan bazı epidemiyolojik çalışmalarda cinsiyetler arasında görülme sıklığı açısından herhangi bir fark saptanmamıştır.)
hipertansiyon
kalp hastalığı
sigara öyküsü
UV ışınları (Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda ışığa maruziyetin bir risk faktörü oluşturmadığı saptanmıştır.)
Bulguları 
Keskin görmede bozukluk, bulanık-puslu görme
Görüntülerin ortası bulanık, ancak kenarları normal görünür.
Elektrik direkleri, kapı-pencere kenarları, yazıların satırları gibi düz çizgilerin dalgalı görünmesi.
Görme alanın ortasında karanlık ya da boş bir alanın belirmesi.
Tedavi 
Kuru tip: Herhangi bir tedavi yöntemi yoktur. Çeşitli vitamin ve element takviyelerinin ve bazı antioksidan özelliğe sahip olan ilaçların hastalığın gidişini yavaşlatabildiği söylenmektedir.
Yaş tip: Anormal olarak gelişme gösteren ve makulaya yarar yerine zarar veren damarların çok erken dönemde lazerle yakılarak geriletilmesi mümkündür.
Son yıllarda, tam sarı nokta altında gelişen yeni damarların geriletilmesi için bazı yeni tedavi yöntemleri geliştirilmektedir. Örneğin, fotodinamik tedavide vücuda, damardan ışığa duyarlı ilaçlar verilir. Bu ilaçlar lazer ışığını normal insan dokularından daha kolay emer, retina altındaki patolojik damarlar bu fotosensitif ilaçları çevre dokulardan daha yüksek oranda içermektedir buna bağlı olarak, uygulanan lazer ışığı seçici olarak bu patolojik dokuyu etkiler. Bu tedaviye “fotodinamik lazer tedavisi” adı verilir.
Bu hastalıkta damarların oluşumunda yer alan bazı biyolojik aktif maddelere, karşı geliştirilen ilaçlar da yeni yeni klinik uygulamaya geçilmektedir. FDA gözetiminde Faz III çalışmaları tamamlanmış bu ilaçların, klinik kullanımları ile tedavi seçeneklerinde bir artış söz konusu olacaktır.
 

Devamı
Diyabetik Retinopati

Diyabetik Retinopati

Diyabetik retinopati, diyabet hastalarında görülen görme kaybıdır. Retinanıyı besleyen ince kan damarlarının zarar görmesi ile ortaya çıkar. Damarların zarar görmesi ile birlikte kan sızıntısı da başlar. Bu rahatsızlığın başka bir özelliği de retina yüzeyinde yeni kan damarlarının oluşmasına neden olmasıdır. Oluşan damarlarda da kolayca kanama görülmektedir. 
3 tip diyabetik retinopati bulunmaktadır;
1-    Gözün arka tarafında oluşan retinopati, görüşü etkilemez fakat tanı koyulması gereken bir türdür. Göz doktoru tarafından düzenli olarak muayene edilerek kontrol altında tutulmalıdır.
2-    Pre-proliferatif retinopati, retinanın şişerek kanamasına neden olur. Bu kanama görüşün azalmasına neden olur.
3-    Proliferatif retinopati, şiddetli kanamadan dolayı aniden görme kaybına neden olan retinopati türüdür.
Diyabetik Retinopati Belirtileri Nelerdir?
Ani olarak gelişebilen belirtileri olduğu gibi, gece görüş azalması, loş ışığa uyum sağlayamama, bulanık görme, küçük benekler ve çizgiler de sayılabilmektedir. 
Diyabet teşhisi konan hastaların düzenli olarak diyabet kontrolü yaptırmaları, diyabet için gerekli tedavilerine özen göstermeleri oldukça önemlidir. Bunun dışında düzenli olarak göz doktoruna muayene olarak, ilerleyebilecek ciddi rahatsızlıklara karşı önlem alınması gerekmektedir.
Tedavi
“En iyi tedavi hastalıktan korunmadır” prensibi gereğince, diyabetik hastaların kan şekerini uygun seviyede tutmaları ve varsa hipertansiyon, böbrek hastalığı gibi sorunlarını tedavi ettirmeleri ilk adımdır. Görmeyi tehdit eden veya azaltan diyabetik retinopati bulgularının tedavisinde ise farklı tedavi seçenekleri vardır. Laser tedavisi: Asıl amacı ciddi görme azalması ve körlüğün önlenmesidir. Diyabetik retinopatinin erken döneminde makula ödemi ve geç dönemde anormal damar çoğalmasının önlenmesi veya varsa köreltilmesi amacıyla; sıvı kaçağı olan kılcal retina damarlarına, hasarlı ve kanlanmayan retina dokusuna uygulanır. Retinopatinin seyrine göre bazen laser tedavisini tekrarlamak gerekebilir. Zamanında ve deneyimli uzman göz hekimince yapılan laser tedavisiyle görme azalması durdurulabilir ve bazen görmede iyileşme sağlanabilir.
Vitrektomi: İyileşmeyen yoğun göz içi kanamaları, anormal damar çoğalmasına bağlı çekintilerle retinanın ayrılması, laserle geçmeyen ciddi makula ödemi veya laser uygulanamayan bazı durumlarda, laser uygulayabilmek ve görmeyi artırmak için yapılır. Modern alet ve cihazlarla yapılan çok özellikli bir göz cerrahisi olup, hastaların önemli bir kısmında görme artışı sağlar veya gözün küçülmesi ve ağrılı glokomu engeller.
Hastalar Ne Yapmalı ?
Diyabetik hasta olarak görmenizi korumak için:
* Mutlaka retina konusunda uzman bir göz hekiminin kontrolünde olmanız,
* Diyetinize ve ilaçlarınızı düzenli kullanmaya özen göstermeniz,
* Kan şekerini ve varsa hipertansiyon ile böbrek hastalığınızı kontrol altında tutmanız,
* Hamileliğinizin ilk 3 ayında retina muayenesi olmanız,
* Kontrol altında iken görmenizde bir azalma olduğunda derhal göz doktorunuza başvurmanız gereklidir.

 

Devamı
Glokom (Göz Tansiyonu)

Glokom (Göz Tansiyonu)

Glokom, göziçi sıvısının iyi boşalmaması yüzünden göz tansiyonunun artması.

Halk arasında göz tansiyonu ve karasu adlarıyla bilinen glokom, milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığıdır.

Tedavi edilmezse görme kaybına neden olabilir. Glokomda, göz içindeki sıvı basıncı, görme yeteneği için gerekli olan göz sinirine zarar verecek düzeyde yüksektir. Glokom tüm dünyada en sık kalıcı görme kaybı nedenidir. Kırk yaşın üzerinde yaklaşık olarak her 40 kişiden 1′inde görülür ve hastalığın ortaya çıktığı 20 kişiden 1′inde her iki gözde kalıcı görme kaybına, yani total körlüğe neden olur. Bu hastalık iki türlü gerçekleşir: kalıcı glokom ve süreksiz glokom. Kalıcı glokom ömür boyu devam eder ama süreksiz glokom yorgun anlarda belirmeye başlar.

Belirtiler

Normalde göz içi oluşumların beslenmesi için göz içerisinde sürekli olarak bir sıvı mevcuttur. Bu göz içi sıvı, aynı zamanda sürekli olarak bazı kanallarla göz dışına atılır. Glokom, göziçi sıvısını dışarı boşaltan bu kanallarda yapısal olarak tıkanıklık oluşması veya sonradan bazı hastalıklar nedeniyle ortaya çıkar. Göziçi sıvısının yeterli boşalamamasına bağlı olarak göz içinde basınç yükselir ve yükselen göziçi basıncı da görmeyi sağlayan göz siniri hücrelerinin beslenmesini engeller. Göz siniri hücreleri yükselen göziçi basıncı nedeniyle hasar görerek yavaş yavaş öldükçe çevreden merkeze doğru görme kaybı ortaya çıkar. Hücrelerin tümü öldüğü zaman kalıcı total görme kaybı oluşur.

Kimler glokoma eğilimlidir?

Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini arttırabilir. Toplumda 40 yaş üzerinde %2 ,60 yaş üzerinde oranında görülür. Glokom herkeste ve her yaşta görülebilir. Ancak 40 yaşın üzerinde olanlar, ailesinde glokom bulunan kişiler, şeker hastalığı, hipertansiyonu, yüksek miyopisi ve damar hastalığı bulunanlar glokomun daha sık görüldüğü grupta yer alırlar. Özellikle glokom hastalığının ailesel geçişinin önemli olduğu ve ailesinde göz tansiyonu bulunan kişilerin bu hastalığın görülmesi açısından normale göre 8 kat daha fazla risk altında olduğu göz önünde tutulmalıdır. Ünlü piyanist Ray Charles ve ünlü Hollandalı futbolcu Edgar Davids de glokom hastasıdır.Edgar Davids maçlarda iyi görebilmek için her zaman özel gözlüğünü takmaktadır.

Glokom riskini artıran faktörler

- İlerleyen yaş, ailede glokom öyküsü (genetik yatkınlık) – Sigara, şeker hastalığı,migren – Miyopi, yüksek düşük kan basıncı. – Uzun süreli kortizon tedavisi,göz yaralanmaları.
Bu özelliklere sahip kişilerin glokom yönünden göz muayenelerini yaptırmaları uygun olur.

Teşhis

Hastalık herhangi bir belirti vermediğinden ve oluşan görme kaybı geri döndürülemediğinden glokomda erken tanı çok önemlidir. Hastalık ne kadar erken tespit edilirse, görme kaybı da o derece az olacaktır. Glokom tanısında konunun uzmanı göz hekimi tarafından yapılan detaylı bir göz muayenesi çok önemlidir. Bu muayenede görme keskinliğinin belirlenmesinin ve rutin göz kontrollerinin yanı sıra göziçi basıncının yani göz tansiyonunun ölçümü, göziçi sıvısının dışa boşaldığı kanalların yeraldığı bölgenin kontrolü ve göz sinirinin durumunun değerlendirilmesi büyük önem taşır. Gerektiği takdirde bilgisayarlı görme alanı ve göz siniri analiz yöntemleri tanıda önemli rol oynar. Göz tansiyonu 21 mmhg’ya kadar normal kabul edilir ve bunun üzerindeki değerler yüksek göz tansiyonu olarak değerlendirilir. Buna karşın göz tansiyonu tek kriter değildir ve göz tansiyonu normal ölçülen ve göz siniri hassas olan kişilerde de glokom hastalığı görülebilir. Göz tansiyonunun normalden yüksek olduğu veya normal olduğu halde göz sinirinin hasar gördüğünden şüphelenilen olgularda bilgisayarlı görme alanı ve göz siniri analiz tetkikleri göz sinirinin hasarının varlığının ve derecesinin belirlenmesinde, zaman içindeki değişimin saptanmasında önemlidir.

Tedavi

Glokom hastalığının tanısı konulduktan sonra bugün için tedavide amaç göz tansiyonunu düşürerek göz sinirinin hasarını durdurmak ve görme kaybının ilerlemesini engellemektir. Bu amaçla uygulanabilecek yöntemler ilaç tedavisi, laser tedavisi ve cerrahi tedavi olarak üçe ayrılabilir. Bugün için genelde tanı sonrası ilk seçilen yöntemin ilaç tedavisi olmasına, ilaç tedavisine yeterli derecede yanıt vermeyen hastalarda laser tedavisinin ya da cerrahi tedavi yöntemlerinin uygulanmasına karşın, özellikle geç dönemde tanı konulan ya da sürekli ilaç kullanımının uygun olmadığı olgularda doğrudan laser girişimleri ya da cerrahi yöntemler de kullanılabilir. Glokomda ilaç tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler sağlanmış, etkili yeni ilaçlar tedavinin başarısını büyük ölçüde artırmıştır. İlaç tedavisinde önemli olan hastanın ilaçları sürekli olarak düzenli kullanmasıdır. İlaç kullandırılmayan veya ilaç tedavisine yanıt vermeyen olgularda kullanılan cerrahi yöntemler de son yıllarda giderek artan oranda başarılı olmakta, sürekli ilaç kullanım zorunluluğunu da ortadan kaldırarak etkili tedavi sağlayabilmektedir.

Devamı
Katarakt

Katarakt

 

Katarakt, göz içindeki lensin saydamlığını kaybederek opak bir görünüm alması, göz merceğinin yoğunlaşmasıdır.

Göz, kameraya benzeyen optik bir sistemdir. Dışarıdan gelen ışık ve görüntülerin görme merkezine net olarak ulaşabilmesi için, önce gözün en dış saydam tabakası olan korneada, sonra gözün içindeki lens tabakasında kırılması gerekir. Normal şartlarda bu iki tabaka da saydam yapıdadır.

Göz merceğinin yoğunlaşması görüntüyü bulanıklaştırır.

Türleri

Birçok tipi olmakla birlikte, kataraktlar genel olarak 3 ana grup altında incelenebilirler:

Yaşa bağlı kataraktlar
Doğumsal kataraktlar
İkincil kataraktlar: Bazı ilaçların uzun süreli kullanımı (kortizon gibi), darbeler, metobolik hastalıklar (diyabet gibi) sonucunda oluşanlardır.

Ortaya çıkışı

Katarakt en sık yaşa bağlı olarak ortaya çıkar. Bilinen bir sebebi olmamakla birlikte beslenme, ultraviyole ışınları gibi birçok risk faktörü bulunmaktadır. Lensin opaklaşmasının durumuna göre hastalar önceleri uzak ya da yakın görme bozukluğundan şikayet ederler. Opaklaşma arttıkça hem uzak hem de yakın görmeler hastanın sosyal yaşantısını rahatsız edecek şekilde azalır.

Tedavisi 

Kataraktın ilaçla veya gözlükle tedavisi mümkün değildir. İlerlemesini de durdurabilecek etkili bir yöntem bulunabilmiş değildir. Tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat, şeffaflığını kaybetmiş olan göz merceğinin alınıp yerine yeni bir göz merceğinin yerleştirilmesi sistemine dayanmaktadır.

Katarakt tedavisinin en güncel olan ameliyat sistemi Fako (Fakoemülsifikasyon) cerrahisidir. Fako cihazı, saniyede 40.000 defa titreşen ses dalgaları yardımıyla kataraktı göz içerisinde eritir. Böylece katarakt temizlendikten sonra, katlanabilir ve akrilik maddeden üretilmiş mercek göz içerisine yerleştirilir.

Fako cihazı sayesinde göz içerisine çok küçük bir bölgeden girilerek ameliyat tamamlanmaktadır. Her türlü katarakta uygulanabilmektedir. İşlem süresini kısalmakta ve ameliyatın emniyeti artmaktadır.

Devamı